Saglikliyiz.Net

Esen Kalın ;)

Archive for the ‘Hastalıklar’ Category

Hastalıkların sebebi kirli su

Written by admin on Haz 30th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

Kirli su kullanımında çocukların açık arayla en büyük kurban grubunu oluşturduğunu, zira suyun 14 yaşından küçüklerin yakalandığı hastalıkların yüzde 22’sinin sorumlusu olduğunu kaydeden Prüss-Üstün, suyun gelişmiş ülkelerde ölümlerin yüzde 1’inin nedeniyken, bunun gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10’a, Angola’da yüzde 24’e çıktığının altını çizdi.

Prüss-Üstün, suyun sıtma, humma ve ishal gibi hastalıklara yol açtığını belirterek, bundan en çok etkilenen 35 ülkede hastalıkların yüzde 15’ten fazlasının, su ve hijyen koşulları iyileştirilerek kalıcı biçimde önlenebileceğini kaydetti.

Ülkeleri bu alanda yatırım yapmaya çağıran Prüss-Üstün, buna yatırılacak bir doların, tıbbi harcamalarda tasarruf ve iş verimliliğinde kazanç yoluyla 8 dolar olarak geri döneceğine işaret etti.

Suyun gelişmiş ülkelerde yüzde 0,5 ve gelişmekte olan ülkelerde yüzde 8 arasında bir oranla, tüm dünyadaki ölümlerin yüzde 6,3’ünün sorumlusu olduğu belirtilen raporda, kirli su kullanımının çocuklarda ölümlerin dörtte birine yakınının nedeni olduğunun altı çizildi.


Gut Hastalığı

Written by admin on Haz 12th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

Gut nasıl bir hastalıktır?

“Kralların hastalığı ve hastalıkların kralı” olarak bilinen gut hastalığının, en azından Hipokrat zamanından beri bir çok araştırmaya konu olduğu ve sayısız kişiyi etkilediği bilinmektedir.

Gut bazı eklemlerde ağrı, duyarlılık, kızarıklık, şişlik ve ısı artışı ile ani olarak gelişen, şiddetli ataklarla seyreden bir hastalıktır. Genellikle her seferinde bir eklemi etkiler ve bu eklem çoğunlukla ayak başparmak eklemi olmaktadır. Diz, dirsek ve el bileği gibi diğer eklemler de etkilenebilir. Ataklar çok hızlı olarak gelişir ve ilk atak genellikle gece olur. Tüm romatizma türleri içinde en ağrılı olanıdır. Ataklar şu nedenlerle gelişebilir:

Çok fazla alkol alımı

Çok sıkı diyet ve açlık
Bazı yiyeceklerin fazla yenmesi
Operasyon geçirme (diş çekimi gibi basit bir girişim bile neden olabilir)
Ani, şiddetli bir hastalık geçirme
Aşırı yorgunluk ve herhangi bir nedenle aşırı derecede endişelenme
Eklem travması, yaralanma
Kemoterapi uygulanması
Diüretik ilaçların alınması
(Diüretikler tansiyon yüksekliğinde kullanılan, vücuttan sıvı atılımını sağlayan ilaçlardır)

Unutmayınız !
Bir gut hastasıysanız ve küçük bir yaralanma, travmadan sonra ekleminizde çok ağrı olursa ve iyileşmesi umulandan uzun sürerse, bunun bir gut atağı olabileceğini düşünün.
Vücut sisteminizi rahatsız eden herhangi bir olay gut atağını başlatabilir. Akut atağın erken bulguları açısından tetikte olunuz; çünkü tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar yararlı olur.

Gut hastalığının nedeni nedir?

Gut vücudumuzdaki ürik asit fazlalığından oluşur. Ürik asit sağlıklı kişilerin kanında da çeşitli kimyasal işlemler sonucunda bir yıkım ürünü olarak bulunur. Ancak ürik asidin fazlalılığı ya ürik asidin yapım fazlalığından, ya böbreklerden atımının az olmasından ya da vücutta ürik asit haline dönüşen pürinlerin bazı yiyeceklerle fazla miktarda alınmasından kaynaklanır. Kırmızı et, deniz ürünleri ve bakliyat pürin açısından zengindir. Alkollü içecekler de ürik asit seviyesini belirgin olarak artırır. Gut hastalığının fazla yeme ve içme nedeniyle ortaya çıktığı görüşü doğru değildir. Bazı yiyeceklerin fazla yenmesi ya da çok kilo alınması gut hastalarında atakları daha çok ortaya çıkarabilir.

Vücutta ürik asidin geçirdiği kimyasal işlemlere ait sorun ailelerde kalıtsal olarak geçebilir ya da başka bir hastalığın komplikasyonu olarak ortaya çıkabilir. Bu sorun, kişiye anne-babasından ya da büyükanne-dedelerinden geçiş yapar. Ancak çevresel faktörler de rol oynayabilir. Ayrıca ailenin her bireyinde gut atakları görülmez.

Zamanla, kanda ürik asit fazlalığı eklemler etrafında birikimlere yol açar. Sonuçta, ürik asit eklemler içinde dikiş iğnesine benzer kristaller oluşturur ki bu durum gut ataklarına neden olur. Bu kristaller sadece eklem içinde oluşmaz. Ürik asit aynı zamanda cilt altında, kulak memesinde tofüs olarak ve idrar yollarında böbrek taşları olarak karşımıza çıkabilir. Tofüs küçük, beyaz bir sivilceye benzer. (more…)


Kıl Kurdu

Written by admin on Haz 7th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Kılkurdu Özellikle çocuklarda rastlanan bir parazit türü. Dişileri 10, erkekleri 3 mm boyunda olan parazitin adı Enterobius vermicularis’tir. Barsak parazitlerinin nematotlar sınıfından olan parazit, insanda kör barsak, apendisit ve diğer kalın barsak kısımlarının içyüzüne başlarıyla tutunarak yaşar. Hamile dişiler geceleri makat civarına doğru hareket edip, bu bölgedeki deriye ortalama 10.000 yumurta bırakarak ölürler. Her yumurta bir embriyon ihtiva eder ve birkaç saat içinde larva haline geçerler. Yumurtaların makattan alınıp ağıza ***ürülmesiyle barsaklara tekrar yüzlerce yumurta gelir ve bunlardan hemen larvalar çıkar ve birkaç ay geçmeden bu yeni larvalar da yumurtlayacak hale gelirler ve aşağıya hareket edip makat derisi civarına yumurtalarını bırakırlar. Çamaşır ve yataklara da dökülen yumurtalar dış ortamda da canlılıklarını koruduklarından ailenin bir üyesinde kılkurdu bulunması bütün fertlerde de bulunduğu manasını taşır. Bu yüzden tedavi bütün aileye yapılır.

Belirtileri arasında en dikkat çekicisi, Özellikle geceleri olan makat kaşınmasıdır. Bunun sebebi yumurtalarını bırakmak için olgun dişi parazitlerin aşağılara doğru hareket etmeleridir. Huzursuzluk, uykusuzluk, yatağını ıslatma diğer şikayetlerdir. Kaşınma neticesinde makat bölgesinde ekzama ve iltihabi yaralar teşekkül edebilir. Sabahları ağızdan su akıp yastığı ıslatır.

Tedavisi: Tedavisi için bütün aile bireyleri ele alınmalıdır. Yemeklerden önce ve tuvaletten çıkınca elleri sabunla iyice yıkamalıdır. Çocukların makatlarını kaşıyıp, ellerini ağızlarına ürmeleri engellenmeli, tırnakları iyice kesilmelidir. İlaç olarak pyrantel pamoat, kilo başına 11 miligram şeklinde tek doz olarak verilir. On beş gün sonra tekrar edilir. Mebendazol (Vermox, Vermazol, Versid), pyrivinium pamoate (Pirok, piramon), piperazine citrate (Siropar, Hemicid, Pipor) müessir olan diğer ilaçlardır.


Basur

Written by admin on Haz 7th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

Hemoroidler, anal kanalın üst kısmında genişlemiş damar yumaklarıdır. Halk arasında basur yada mayasıl olarak bilinir. İç ve dış hemoroidler olarak iki ayrı grupta değerlendirilirler. Zamanla, oluşum nedenlerinin etkisiyle birlikte, anal kanalda yerleşen genişlemiş toplar damar yumakları makatın dışına doğru çıkarlar.
Hemoroidin nedenleri nelerdir ?

* Barğırsak alışkanlığında değişiklikler
( kabızlık, ishal ),
* Gebelik ve doğum,
* Hareketsiz yaşam,
* Bazı spor etkinlikleri ( ata binmek, bisiklet sürmek ),
*Çeşitli meslek grupları ( şoförler, pilotlar ),
* Alkol alışkanlığı,
* Pelvik bölgede yerleşen tümörler, karında asit oluşumu,
* Kalın bağırsak kanseri,

- Hemoroidin belirtileri nelerdir ?

* Rektal kanama ( makattan taze kırmızı renkli kanama ),
* Ağrı,
* Makatta ele gelen şişlik,
* Akıntı, makatta ıslaklık hissi,
* Kaşıntı,

- Bu şikayetlerle başvuran hastalarda görülen diğer hastalıklar nelerdir ?

* Bu şikayetlerle başvuran hastalarda anal fissür, perianal fistül, perianal abse ve tromboz gibi başka hastalıklarda görülebilmektedir. Ağrı iç hemoroidlerde çok geç bir bulgudur. Başlangıç döneminde ağrı varsa tromboze hemoroid, perianal abse, anal fissür akla gelmelidir.

- Hemoroidde tanı nasıl konulur ?

* Bu şikayetlerle hekime başvuran hastanın şikayetleri dinlendikten sonra yapılan anal muayene genellikle genç hastalarda tanı için yeterlidir. Rektal kanama şikayeti ile gelen hastalara rektoskopi önerilir. Kırk yaş yada üstü kabızlık şikayeti ile gelen ve yapılan anal muayenesinde hemoroid saptanan tüm hastalarda kolonoskopik tetkik önerilmektedir. Her zaman altta yatan bir kalın bağırsak tümörü olup olmadığı araştırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki hemoroid tek başına kalın bağırsak kanserinin belirtisi olabilir.


Hemoroid

Written by admin on Haz 7th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

Hemoroidler, anal kanalın üst kısmında genişlemiş damar yumaklarıdır. Halk arasında basur yada mayasıl olarak bilinir. İç ve dış hemoroidler olarak iki ayrı grupta değerlendirilirler. Zamanla, oluşum nedenlerinin etkisiyle birlikte, anal kanalda yerleşen genişlemiş toplar damar yumakları makatın dışına doğru çıkarlar.
Hemoroidin nedenleri nelerdir ?

* Barğırsak alışkanlığında değişiklikler
( kabızlık, ishal ),
* Gebelik ve doğum,
* Hareketsiz yaşam,
* Bazı spor etkinlikleri ( ata binmek, bisiklet sürmek ),
*Çeşitli meslek grupları ( şoförler, pilotlar ),
* Alkol alışkanlığı,
* Pelvik bölgede yerleşen tümörler, karında asit oluşumu,
* Kalın bağırsak kanseri,

- Hemoroidin belirtileri nelerdir ?

* Rektal kanama ( makattan taze kırmızı renkli kanama ),
* Ağrı,
* Makatta ele gelen şişlik,
* Akıntı, makatta ıslaklık hissi,
* Kaşıntı,

- Bu şikayetlerle başvuran hastalarda görülen diğer hastalıklar nelerdir ?

* Bu şikayetlerle başvuran hastalarda anal fissür, perianal fistül, perianal abse ve tromboz gibi başka hastalıklarda görülebilmektedir. Ağrı iç hemoroidlerde çok geç bir bulgudur. Başlangıç döneminde ağrı varsa tromboze hemoroid, perianal abse, anal fissür akla gelmelidir.

- Hemoroidde tanı nasıl konulur ?

* Bu şikayetlerle hekime başvuran hastanın şikayetleri dinlendikten sonra yapılan anal muayene genellikle genç hastalarda tanı için yeterlidir. Rektal kanama şikayeti ile gelen hastalara rektoskopi önerilir. Kırk yaş yada üstü kabızlık şikayeti ile gelen ve yapılan anal muayenesinde hemoroid saptanan tüm hastalarda kolonoskopik tetkik önerilmektedir. Her zaman altta yatan bir kalın bağırsak tümörü olup olmadığı araştırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki hemoroid tek başına kalın bağırsak kanserinin belirtisi olabilir.


Glokom Hastalığı

Written by admin on Haz 7th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

GLOKOM NASIL TEŞHİS EDİLİR

Özellikle, kronik açık açılı glokom adı verilen en sık görülen glokom çeşidinde, eğer göziçi basıncı çok yüksek seviyelerde değilse hastalık hiçbir belirgin belirti vermeden sinsi olarak seyreder. Bu nedenle hastalığın teşhis edilmesi, ilerlemiş dönemlerinde yapılır. Glokom, çoğunlukla başka bir nedenle, sıklıkla da sıradan bir gözlük muayenesi veya basit nedenlerle doktora başvuran hastalarda yapılan muayene sırasında tesadüfen teşhis edilir. Bu nedenle göz muayenesi sırasında göz tansiyonunun ölçülmesi ihmal edilmemelidir.

Ayrıca, bir kısım hastada akut glokom krizi denilen ve göziçi basıncının ani olarak çok yüksek düzeylere yükselmesiyle ortaya çıkan, şiddetli göz ağrısı, başağrısı, gözün kıpkırmızı olması, bulantı, kusma gibi gürültülü bir tabloyla kendini gösterir. Bu durumda teşhis çok kolaydır ve acil tedavi gerekir.

Glokom teşhisinde göz doktorlarının klasik olarak birlikte aradıkları üç bulgu gereklidir. Bunlardan birincisi, göziçi basıncının yüksek olmasıdır. Normalde göziçi basıncı 10-20 mm. civa basıncı düzeyindedir. Göz içi basıncının 20 mm civa basıncının üzerinde bulunması çoğunlukla glokom lehindedir, ancak sadece göziçi basıncının yüksek bulunması,glokom teşhisi için yeterli değildir. Çünkü göziçi basıncı 20 mm civanın üzerinde olduğu halde normal olan gözler olduğu gibi, göziçi basıncı 20 mm civanın altında olmasına rağmen glokomlu olan gözler de mevcuttur. Glokom teşhisi için ikinci olarak aranılan bulgu, gözdibi muayenesinde görülen göz siniri tahribatıdır. Üçüncü bulgu da, görme alanı muayenesinde, görme sinirindeki tahribatı gösteren görme alanı bozulmalarıdır. Glokomlu hastalar, göziçi basıncı düzeyi, görme sinirinin ve görme alanının durumu birlikte değerlendirilerek izlenirler ve yine bu bulgulara bakılarak ilaç tedavisine veya ameliyata karar verilir.


Fil Hastalığı

Written by admin on Haz 7th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

Fil Hastalığı Nedir

Fil hastalığı, ipliksi yuvarlak solucanların (Wuchereria bancrofti ve Brugia malayi) sebep olduğu, özllikle tropikal bölgelerde görülen bir hastalıktır. Yetişkin solucanlar, vücudumuzun savunma mekanizmasının çok önemli bir parçası olan ve kan ile dokular arasındaki sıvı dengesini sağlayan, lenf sistemindeki düğümlere ve lenf damarlarına yerleşirler. Bu bölgelerde 4-6 yıl süren bir kuluçka dönemi geçirirler ve bir yandan da, kanda dolaşmaya başlayan milyonlarca larva üretirler. Bu sırada, lenf dolaşımındaki sıvı akışını engelleyerek, ödem oluşmasına sebep olurlar. Zaman içinde bakteriyel enfeksiyon kapan deride ödem gelişir ve bu bölgelerde anormal şişlikler oluşur. Bu şekilde şişmiş ayak ve bacakların bir filinkine benzemesi sonucu hastalık bu ismi almıştır.
Hastalık, enfeksiyon kapmış insanları ısıran sivrisineklerden bulaşır.Hastalığın kendini göstermesi yıllar sürebilir ve bazen dışarıdan gözlemlenemeyecek şekilde de seyredebilir. Bu durumda, genellikle böbreklere ve lenf sistemine zarar verir.


Epilepsi Nedir

Written by admin on Haz 7th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

Epilepsi Nedir

Epilepsi (halk arasında sar’a), eski çağlardan beri insanoğlu tarafından bilinmektedir. Sağlıklı görünen bazı kişilerin aniden yere yıkılarak bilinçsiz halde çırpınmaları sebebiyle bu çağlarda epilepsi hastalarına tanrılar tarafından cezalandırılmış veya içlerine kötü ruhlar girmiş kişiler gözüyle bakılmaktaydı. Epilepsinin incelenmesi ve tedavisi 1850′lerden günümüze kadar gelişimini sürdürmüştür. Uygun antiepileptik seçimi ve kullanımı yanında hastaların iyi izlenmesi sayesinde epilepsilerde tamamen iyileşme veya nöbetlerin 3/4 oranında azalması sağlanabilmektedir. Buna karşılık belirtilen uygun tedavinin seçilememesi ya da uygulanmaması, bilimsel olmayan tedavi yöntemlerin araştırılması gibi nedenler bu hastalığın kontrol altına alınamamasına sebep olmaktadır. Bu sebeple hasta ve ailesinin epilepsi hakkında bilgilendirilmeleri tedaviye başlama noktası olarak öncelik taşımaktadır.

Epilepsi kısaca, merkezi sinir sisteminin nöronlarının paroksismal (tekrarlayan), reversibl (geçici), anormal elektiriksel deşarjlarıdır. Deşarjların olduğu yere göre de klinik olarak değişik özellikler gösteren nöbetler gözlenir. Bu nöbetler, bilinç kaybı ile seyredebildiği gibi bilinç kaybı olmaksızın da gelişir. Bu özelliklerine göre de isimlendirilmiş ve sınıflandırılmıştır. 1981′de Uluslararası Epilepsi Derneği’nin enternasyonel sınıflaması kabul edilmiştir ve belli aralıklarla bu sınıflamada değişiklikler ve düzenlemeler yapılmaktadır.


El Bileği Kistleri

Written by admin on Haz 7th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

El Bileği Kistleri

Aniden el bileğinizin üzerinde bir şişlik fark etmeniz çok hoş olmayan bir sürpriz olabilir.Ancak telaşlanmayın bunların bir çoğu zararsız ganglion kistleridir ve zaman içerisinde kendiliğinden kaybolacaklardır.
Sık olarak ganglion kistleri el bileğinin üst bölümünde oluşur(dorsal ganglionlar).Ancak bazen el bileğinin arka bölümünde nabız alınan bölge ile başparmağınızın arasında da ortaya çıkabilirler.Bazense parmakların eklemleştiği alanlarda yada parmakların dip noktalarında görülebilirler.Ganglion eklem içerisinde yer alan kemik ve kas dokularının arasında bulunan bağ dokusundan kaynaklanarak balonsu görüntüsü ile karşımıza çıkar.Bu balonun içerisinde yoğun,kaygan eklem sıvısı ile aynı özellikte bir materyel bulunur.Genel bir kural olarak hareketliliğinizin artması ile bu balon büyür ve tam tersi hareketliliğinizin azaldığı dönemlerde bu balon küçülür.
Muayene ve tanı
Doktorunuz size bu balonsu yapının ne zamandan bu yana var olduğunu,ebadında bir değişiklik olup olmadığını,ağrılı olup olmadığını soracaktır.Yine muayene esnasında parmağı ile kistin üzerine bastırarak basınç uygulayacak ve bir ışık kaynağı ile kistin ışık altında ki görüntüsünü inceleyecektir.Çektireceğiniz bir grafi ile bu olayın romatizmal hastalığa bağlı eklem bozukluğundan yada bir kemik tümöründen kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılacaktır.Bazense çok küçük olan ağrılı ganglionlarda tanıyı netleştirmek için MRI istenebilir.

Tedavi
Tedavinin birinci aşamasını konservatif yöntemler oluşturur.

- Takip: Ganglion tümöral bir yapı olmadığı için ve zaman içerisinde kendiliğinden kaybolabileceği için doktorunuz kontrolu altında belli bir süre beklenebilir.

- Tespit: Aktivite ile ganglion boyu artacağı için ,bunun sonrasında sinir basısına bağlı ağrı gelişebileceği için doktorunuz size bir el bilekliği veya alçı tespiti ile takip önerebilir.Bu esnada ganglion küçülebilir belkide kaybolabilir.Ağrı azaldığında veya ganglion küçüldüğünde el bileği hareket açıklığını arttırmaya yönelik bir tedavi başlanır.

- Aspirasyon: Ganglionun ağrıya yol açtığı durumlarda veya hareket kısıtlılığı yaratacak kadar büyüdüğünde , ganglion içindeki sıvı “aspirasyon” adı verilen bir işlem ile dışarı çekilebilir.Ancak bu işlem esnasında sıvının çok yoğun olması nedeniyle sıvı dışarı alınamıyabilir.


Böbrek Taşı

Written by admin on Haz 7th, 2008 | Filed under: Hastalıklar

Böbrek Tasi
Henüz tamamen anlasilamamis bazi sebeplerle normal idrarin içeriginde bulunan özellikle ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleserek böbrek içinde tas olarak adlandirilan yapilari olustururlar. Tibbi adi Nefrolitiazis dir. Olusan bu taslar golf topu kadar büyük olabilecegi gibi kum tanesi kadar küçükte olabilirler. Düzgün yuvarlak, sivri, asimetrik vs. çesitli sekillerde olabilirler. Çogu tas sari-kahverengi renklerdedir. Ancak kimyasal bilesimine göre bronz rengi, altuni veya siyah renkli taslar da olabilir.
Bazi taslar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilirler. Bazilari ise ureterler, mesane ve uretra boyunca yer degistirirler ve idrarla disari atilabilirler. Küçük olan taslar herhangi bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsizlikla disari atilabilirken daha büyük olan taslar çok siddetli agrilara sebep olabilirler.Bazende idrar geçisini önleyebilen tehlikeli tikanikliklar olusturabilirler. Sebepleri:
Böbrek tasini olusturan sebepler kesin olarak bilinmemektedir. Bazi arastirmacilar içilen suyun çok fazla sert ( kalsiyum sulfat içerigi fazla ) veya çok fazla yumusak ( sodyum karbonat içerigi fazla ) olmasinin etki edebilecegini söylemektedirler. Asiri alkol tüketimi, gut hastaligi da asiri tas olusumuna sebep olabilir.Bazi arastirmacilar ise asiri sivi kaybina neden olan sicak iklimlerde böbrek tasinin daha sik rastlandigini, bir baska grup birtakim özel yiyeceklerin bövrek tasina neden oldugunu iddia etmektedir.

  • Supersaturasyon teorisi: ( asiri doygunluga bagli kristallesme teorisi.) En yaygin teoridir. Vücudun susuz kalmasina bagli olarak idrar daki sivi orani ile çözünen kati maddeler arasinda dengesizlik olustuguna inanilir. Bu çözünmüs artik maddeler ile asiri yüklenen idrar bir noktada doygunluga ugrar ve bu noktadan sonra artik maddeler yavas yavas birikerek kristalizasyona ve tas olusumuna sebep olur. Bu nedenle tas olusumunu engellemek için çok miktarda su içilmesi önerilir.
  • Inhibitörler: Normal idrar kristallesmeyi engelleyen inhibitörleri içermektedir. Bir teoriye göre bazi kisilerde bu inhibitörler yeterli görevi yapamamakta , kristallesmeyi ve dolayisiyla tas olusumunu engelleyememektedir.