Saglikliyiz.Net

Esen Kalın ;)

Archive for Şubat, 2008

Gebelikte Diş Bakımı

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Gebelik

Gebelikte Diş Bakımı Hormonal değişimlerle birlikte fiziksel ve ruhsal değişimlerin birlikte görüldüğü bu dönemde, ağız sağlığı da önem kazanır. Normal zamanda dişetinin tolere edebildiği plak miktarı hamilelik döneminde ciddi dişeti rahatsızlıklarına yol açabilir. Östrojen hormonunun dişetinin hastalık yapıcı ajanlara karşı cevabını arttırıcı bir özelliği vardır. Bunun sonucunda da hamilelikte dişeti hastalıklarında ve dişeti büyümelerinde artış gözlenmektedir. Gebelik hiperplazisi dediğimiz hamilelik döneminde görülen dişeti büyümeleri hamilelikten sonra hormon seviyesinin düzelmesiyle birlikte geriler, çoğunlukla da tamamen düzelir.

Hamilelikte diş çürükleri de artış gösterir. Hamilelikte özellikle sabahları ilk aylarda görülen kusama, bulantı, aşermeye bağlı olarak hamileler genellikle diş fırçalama alışkanlıklarından uzaklaşırlar. Kusma ve mideden ( özellikle ileri ki aylarda) özsuyun ağza gelmesi, ağız içi kimyasını değiştirerek asit bir ortam yaratır. Asit ortamda dişlerin çürümesi kolaylaşır.

Yine hamilelikte beslenme düzenindeki değişiklikler ve tatlı yiyeceklere olan düşkünlük ve bu tip besinlerin öğün aralarında ve sık sık tüketilmesi de diş çürüklerindeki artışın nedenlerindendir. Dişlerinize her zaman gösterdiğinizden daha fazla özen göstermeli diş fırçası yanında diş ipi, günlük ağız gargaraları gibi doktorunuzun tavsiye edeceği temizlik yöntemlerini de günlük ağız temizliğinize katmalısınız.

Hamilelik öncesi mutlaka dişhekiminizi ziyaret etmeli gerekli tedavileri yaptırmalısınız. Böylece hamilelik boyunca karşılaşabileceğiniz diş problemlerini en aza indirmiş olursunuz. Eğer buna fırsatınız olmadıysa, diş tedavisi de gerekiyorsa, kadın doğum uzmanınıza danışarak, 2. üç aylar adı verilen 4- 6 aylar arası tedavilerinizi yaptırabilirsiniz. Bu dönemde zorunlu kalınmadıkça radyografi(x ışını) almaktan kaçınılır. Durumunuz film alınmasını gerekli kılıyorsa mutlaka kurşun önlük kullanılmalıdır. Gebeliğin ilerleyen aylarında diş hekimi koltuğunda uzun süre ve dik pozisyonda oturmaktan kaçınılmalıdır.

Diş hekimi Cevlan Ertuğrul


Gebelikte Evde Hayvan Beslemek

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Gebelik

Gebelikte Evde Hayvan Beslemek Gebelik sırasında endişe yaratan sorunlardan bir tanesi ve mevcut olan hayvanların gebe bayana veya anne karnındaki bebeğe zarar verip vermeyeceğidir.
Evcil hayvanlardan(kuş, kedi, köpek ve diğerleri) insanlara geçen bir çok hastalık bulunmaktadır,bu gerekli tetkik ve aşıları yapılmamış hayvanlar içindir, özelliklede çiğ etle beslenen hayvanlarda bu riziko daha fazladır.Bu hastalıklardan bazıları anne adayına veya bebeğinize zarar verebilir.

Ama hayvanın gerekli tetkikleri (özellikle parazit)
ve de gerekli aşıları yapılmışsa,çiğ etle beslenmiyorsa vede doktorunuzca gerekli görülen özel bir durum yoksa ebelik süresinde evde hayvan beslemekte bir sakınca yoktur.Hatta hem sizin için hemde bebeğiniz için faydalıdır bile.
Şunu da unutmamak gerekir ki bütün canlılar sevgi isterler ,şimdiye kadar bebek yokken evin gözdesi ve ilgi odağı olan hayvana gerek gebelik ,gerekse bebek olduktan sonra ilgide azalma olursa hayvan kıskançlık yaşayabilir, huysuzlaşabilir, bu yüzden hastalanabilir. Veya bebeğe zarar verebilir.Bu yüzden eğer gerekli ilgiyi veremeyecekseniz hayvanın ruhsal yapısına da zarar vermemek için ilgi azalmadan başka bir yer - yuva bulunmalıdır.

Gerekli ilgi azaltılmadıktan sonra evcil hayvanınızda bebeğinizi sevecek ve daha mutlu bir aile olacaksınız.Gebelik süresincede evdeki hayvan stresini azaltıp sizi rahatlatacaktır.

Özelliklede şehir hayatındaki apartmansal yaşamın çocuklar üzerindeki kötü etkilerini dikkate alırsak evde bir hayvanın olması bebeğinizin ruhsal gelişimi açısından ve doğayı vede hayvanları tanıması açısından faydalı ve gereklidir.

Yani uygun koşullar yerine getirilirse faydalıdır, tabii ki en doğrusu her zaman olduğu gibi karar vermeden önce sizin gebeliğinizi takip eden doktorunuzun da fikrini istemektir.

Can yoldaşlarımız beraber yaşadığımız hayvanlarımızın bize faydaları çoktur.Onlara gerekli ilgi ve sevgiyi ihmal etmiyelim.

Sağlıklı gebelikler, güzel bebekler, ve evcil hayvanınızla mutlu bir yaşam dilerim.

Dr. Cenk Kiper
Saygılarımla


Gebelikte Beslenme

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Gebelik

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Gebelikte Beslenme Sağlıklı olmanın temel gereklerinden biri yeterli ve dengeli beslenmektir.
Bebek anne karnında gelişirken annenin kaynaklarını kullanır.
Gebelikte doğru beslenme hem bebeğin iyi gelişmesi hem de annenin sağlığı açısından hayati önem taşır.

Gebe günlük beslenmesinde :

Bebeğin kemik, göz ve dişlerinin gelişimi için süt ve süt ürünleri
Bebeğin kas, kan ve beyin gelişimi için et ve süt ürünleri ile kurubaklagil ve yumurta
Vitamin ihtiyacı için meyve ve sebze tüketmelidir.
Gebelikte iyi beslenmek için günlük yiyeceklere ek olarak
(more…)


Amniosentez Nedir?

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Gebelik

Amniosentez Nedir? Anne karnindaki bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek almak
Doğum Öncesi Tanı Yöntemi ( Prenatal Tanı)

Anne karnındaki bebeğin (fetusu) içinde bulunduğu sıvıdan örnekler almak, bu sıvıyı inceleyerek bebeğin sağlığı hakkında bilgiler edinmek için uygulanan yönteme amniosentez denir.

Bu test bebeğin sahip olabileceği bazı anormalliklerin ve sakatlıkların saptanmasında kullanılır.

Amniosentez tüm gebelere yapılmaz veya önerilmez ,ancak gerekiyorsa yapılır,çünkü az da olsa düşük yapma rizokosu veya mikrop kapma şansı vardır.Bu mikrop kapma veya düşük yapma şansı çok çok fazla değildir,ancak ve ancak 200 gebede bir tane bu tip bir sıkıntı görülebilinir.

Eğer yapılması gerekiyorsa veya öneriliyorsa sağladığı bilgi ve fayda açısından bu rizikoları almaya değerdir,son zamanlarda gelişen teknoloji ile yaşanacak problemler azalmıştır.

Kimlere yapılmalıdır;

-Anne yaşının 35 veya daha üstünde olması (bu yaş üstü gebeliklerde sakat çocuk sahibi olma şansı artmaktadır.)

-Daha önce kromozom anormaliği (sakat)olan bir çocuk doğurma veya düşükte bunun tespiti

-Üç veya daha fazla kendiliğinden düşük bulunması(habitual abortus denilen durumun olması)

-Kadın veya kocasında kromozom anormalliği bulunması

-Kadının veya kocasının ailesinde kromozom anormalliği bulunması

-Yakın akraba evliliklerinde doktor gerekli görüyorsa

-11-13. haftada yapılan erken tanı testinde gereklilik görülüyorsa (bu yeni bir yöntem olup Türkiye’de yeni yeni uygulanmaya başlamıştır)

-Üçlü tarama testi dediğimiz 16.gebelik haftası civarinda yapilan kan testinde anormallik olma yüzdesi fazlaca varsa

-Eğer ultrason tetkikleri sırasında gerekli görülmüş se yapılır-yapılmalıdır.

-Sekse bağlı bazı taşıyıcı hastalıkların varolup olmadığına bakmak için (mesela kadınlarda olan hemofili hastalığının taşıyıcılığının olması-hemofili,bir çeşit kanayan kanın pıhtılaşamayıp duramaması hastalığıdır)

-Sinir sisteminin oluştuğu borumsu yapıya ait bir problem düşünülüyorsa, AFP (Alfa-Fetoprotein) seviye ölçümü için .

-Kan uyuşmazlığını vede seviyesini anlamak için

-Rahim içindeki mikrobik durumu anlamak için

-Metabolik hastalıkların tespiti için (Fabry’s hastalığı,Tay-Sachs hastalığı vs gibi)

-Ve 50-100 kadar değişik hastalığın tespiti için (orak hücreli anemi,beta talasemikonjenital nefrozis gibi)

-doktorun gerekli gördüğü diğer bazı özel durumlarda yapılır.

Yapılan tespit sonucu bazı hastalıklar tedavi edilebilir,tedavi edilemiyor veya anormallik varsa istemli ve doktor kontrolünde düşük önerilebilinir.

Neler yapılır, nasıl uygulanır:

Bu tecrübeli bir ekip işidir,

Doktor ultrason ile bebeği (fetusu) ve plasenta(bebeğin beslenmesini sağladığı doku)’yı görür. Fetusun durumuna göre karındaki en uygun ve güvenli yaklaşım noktasını seçer.
Bu bölgede cilt altına ağrıyı duymayı yok edecek lokal anestezik denilen ilaçlar verilir,bu acısızdır.
Karın cildi temizlenir.
Amniyosentez iğnesi denilen, özel bir iğne bu noktadan hekim tarafından, karından batırılarak uterusa (rahim ) doğru sokulur.
Çok çok az bir sıvı(bir çay kaşığını dolduracak kadar sıvı) alınır.
Daha sonra iğne çekilir ve gerekli yara bakımı yapılır .
Doktor tekrar ultrason ile fetusun durumunu ve kalp atışlarını izler.
Genellikle bu işlem sırasında herhangi bir ağrı veya acı olmaz.masaya yatışınızla kalkışınız arasında 5-10 dakika toplam zaman gerekir.
Bu işlemden sonra belirli bir süre gebelerin dinlenmelerini isterler.

Nerelerde yapılır: Tecrübeli birekip işidir,gelişen teknoloji ile donanımlı muayenehanelerde yapılabilmektedir,muayenehanede yapılmasının bir sakıncası yoktur.

Ne zamanlar yapılabilir:

Bu işlem, son adet tarihinden 14 ila 18 hafta sonra yapılır.
Günümüz teknolojisindeki gelişmeler, bu işlemin daha da önceleri yapılmasına izin vermektedir.
Erken uygulamaların riskleri konusunda, geniş bilgi yoktur.

Ne gibi rizikoları vardır:

Rizikoları çok çok düşük olmakla beraber(1/200 de bir )bu yöntemin, az da olsa düşüklere sebep olma veya bir enfeksiyona neden olma olasılığı vardır.

Amniyosentez yapılan hastaların, çok az bir kesiminde problem bulunur. Bir çok ülkede bu oran %1-3 seviyelerindedir. Amniyosentez ile erken tanı konan bazı hastalıklar anne karnında tedavi edilebilmektedir.

Yapılmalımı??:

Kesinlikle evet,rizikolarının yanı sıra sağladığı avantaj ve faydaları yüzünden bu rizikolar göze alınabilir düzeydedir.
Baştada yazdığım gibi;eğer yapılması gerekiyorsa veya öneriliyorsa sağladığı bilgi ve fayda açısından bu rizikoları almaya değerdir,son zamanlarda gelişen teknoloji ile yaşanacak problemler azalmıştır.


Akraba Evliliği-Sakat Çocuk

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Gebelik

Akraba Evliliği-Sakat Çocuk İnsanların en büyük korkularından birisi de sakat çocuk sahibi olmaktır, hatta bazı çiftlerde bu paranoya halini almıştır, kadın gebe kalmaktan korkar hale gelmiştir, hele hele bu kişiler yakın akraba evliliği yapmışlar ise kadının veya erkeğin ailesinde, akrabalarında doğuştan sakat çocuklar varsa, onların korku ve şüpheleri bazen çok yorucu olabilmekte, zevkli bir bekleyiş olan doğum onlara çok uzun bir zaman ve ıstıraplı bir bekleyiş haline gelmektedir.

Taki çocuk doğup, vücudunu sağlam görene kadar. Sonra doktora soru yağmuru başlayacaktır, ”doktor bey-doktor hanım çocuğum sağlıklı mı?” diye, eğer doktor bebeğiniz sağlıklı derse biraz rahatlayacaklar ama takibe bu sefer çocuğun hareketlerinde bir zeka özrü olup olmadığını anlamaya çalışmakla devam edeceklerdir.

Bu durum anne baba yeterince emin oluncaya kadar sürüp gider, okuması bile yorucu olan bu durumu birde gerçek hayatta yaşadığınızı düşünsenize, ne kadar zordur kim bilir.

Peki neden böyle bir ızdırap yaşanır;

Genelde ülkemizde akraba evlilikleri yanlış olmasına rağmen çok yaygındır.

Kimlere akraba evliliği yapmış denilir;

Kardeş çocuklarının evlenmesine, 1.derece yakın akraba evliliği (-ki bu en tehlikelisi ve olmaması gerekendir) denir.

Burada bir yorum yapmak istiyorum
—sosyal açıdan da bu çok önemlidir,teyze anne yarısıdır denilir, amca ise baba yarısı. Teyze çocukları , amca çocukları kardeş olarak yetiştirilir, yıllarca kardeş olarak bildiğiniz belki de beraber büyüdüğünüz birisi ile olgun veya ergin yaşa geldiğinde evlen ve seks yap denilirse bunun toplumsal ve de psikolojik yıkımını düşünebiliyor musunuz?

Benzer çarpıklığı da yenge veya baldız modunda da görürüz, yıllarca ağabeyinin karısını yenge olarak görmüştür, abisi ölünce yengesi ile evlendirilir, onunla seks yapması beklenir. Niye şüpheci ve de güvensiziz sizce? öğretilen bütün değerleri yine size öğretenler yıkar, ve siz duygu ve mantık karmaşasına düşersiniz. Bu olayı yaşamış veya gören kimselerde sağlıklı düşünce veya güven olur mu?

Şimdi kim onun için farklıdır?

Kardeş yarısı olan amca kızımı, veya abisinin karısı olan yengesi mi ? kendisinin yaşadığı bu karmaşadan sonra kim kimdir ? kime nasıl bakmalıdır ?

Konu açılmışken yazmadan edemeyeceğim, baldız olayını; nedense sevimli, güzel baldız oldu mu enişte onu sahiplenir, nereye gittiğine veya kiminle görüştüğüne karışır, şişman ve çirkin kızların enişteleri niye onlara sahip çıkmaz dersiniz? Çirkin baldızı olanların koruma dürtüleri yok mudur? yoksa ötekilerinde bilinç altımı fazla çalışır????

Bir de mahallenin kızları veya komşu kızlarına sahip çıkan koruma ,dürtüsü vardır? sizce neden dersiniz kıskançlık mı? bilinç altı mı? gizli dürtüler mi? Bacımız olur dediğiniz kişiye aşık olma veya yalnızken sıkıştırma, çıkma teklifleri? nedendir sizce?

Peki çok açıldık, ama dayanamadım yazdım, konumuza geri dönelim;

Akraba evliliklerinde sakat çocuk olmasının nedeni basit olarak şöyle izah edilebilir ;

Her insanın yapısında var olan ama bulunduğu şekli ile kişide ciddi rahatsızlıklar yaratmayan birtakım anormallikler vardır ( teknik olarak herkesin genetik şifresinde ki bazı yerlerde zararsız bozukluklar vardır) aynı sülaleden gelen kişilerde bu bozuklukların aynı yerlerde olma olasılığı fazladır. Doğacak bebeğin yapısını oluşturacak formülün yarısı anneden, yarısı da babadan geleceği için aynı kökenden gelen kişilerin her ikisinin de vereceği formülde aynı yerde bozukluk olma olasılığı yüksektir. Ve böyle bir bozukluk olursa verilen şifrede aynı yerde bozukluk olacağı için ciddi sakatlıklar görülecektir.

-Aynı olasılık evlenmiş akraba olmayan ama iki taraftan birinin ailesinde doğuştan sakat çocuk bulunan kişilerde de vardır, bu kişi ailesinden gelen bozuk geni kendi çocuğuna verebilir.

Yapılması gereken şey ;

Evlenecek her çiftin evlilik öncesi gerekli tüm testlerini yaptırması (ki bunlar Evlenmeden Neler Yapmalıyız linkinde de var) gerekir.

Ve de özellikle genetik danışma alınmalıdır. Genetik danışma bulunduğunuz ilin Üniversite Hastanelerinden rahatlıkla alınabilir.

Her gebenin doktor kontrolünde olması faydalıdır. Özelliklede sakat çocuk rizikosu veya şüphesi olan kişiler doktor kontrolünde hamile kalmalı ve de gebelik süresincede doktorlarının tavsiyesine uymalı ve gereken testleri korkmadan yaptırmalıdır.

Aynı şüphe ve sıkıntı 35 yaş ve üstünde gebe kalan hanımlarımızda da yaşanmaktadır. Onlarda gerekli test ve kontrollerini yaptırırlarsa sorun yaşamazlar veya sorun erken görülürse tedbir alma şansı olur.

Sağlıklı gebelikler diliyoruz bütün anne olmak isteyenlere

Dr.Cenk Kiper


Komik Doğum Soru ve Cevapları

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Gebelik

Komik Doğum Soru ve Cevapları

Q. Kocam külot yerine boxer don giyerse hamile kalma olasılığım artar mı?

A. Evet ama hiç bir şey giymezse daha çok şansınız olur.

Q. Tam olarak ne zaman hamile kaldığımı nasıl bilebilirim?

A. Yılda bir kere sex yaparak.

Q. En sık karşılaşılan aşerme hangisidir?

A. Erkekler için, hamile olanın yerinde olma isteği.

Q. Ben ve kocam çok çekiciyizdir. Eminim bebeğimiz de reklamlara çıkmak
için yeterince güzel olacak. Bu konuyla ilgili olarak kiminle bağlantı
kurabiliriz?

A. Terapistinizle.

Q. Kusmalarımın hamileliğin sabah bulantılarından mı yoksa grip olduğumdan
mı kaynaklandığını nasıl bilebilirim?

A. Eğer gripseniz iyileşirsiniz.

Q. Hamile kaldığımdan beri göğüslerim ve hatta ayaklarım bile büyüdü.
Hamilelikte küçülen bir şey var mı?

A. Evet, mesaneniz.

Q. Hamile kaldığımdan beri kızarmış soğan halkaları olmadan yatağa giremez
oldum. Bu aşerme normal mi?

A. Onlarla ne yaptığınıza bağlı.

Q. Hamileliğim ilerledikçe, yabancılar bana daha çok gülümsemeye başladı.
Neden?

A. Çünkü onlardan daha şişmansınız.

Q. Hamileliğin son zamanlarındaki sex, hangi şartlarda doğumu başlatır?

A. Eğer sex, kocanız ve başka bir kadın arasında olursa.

Q. Karım doğum yaparken benim bekleme odasında bulunmamın gereği var mı?

A. “Nafaka” kelimesi size bir şey ifade etmiyorsa, hayır.

Q. Doğum hemoroid sebebi olabilir mi?

A. Doğum, bahane bulmak istediğiniz herşeyin sebebi olabilir.

Q. Anne sütünü saklamak için en uygun yer neresidir?

A. Göğüsleriniz.

Q. Meme pompalarının güvenli bir alternatifi var mı?

A. Evet, bebek dudakları.

Q. Bir bebeğin dişli doğması ne anlama gelir?

A. Bebeğin annesinin bebeği emzirme ile ilgili planlarını tekrar gözden
geçirmek isteyebileceği anlamına.

Q. Bebeği sütten ne zaman kesmek gerekir?

A. Dişleri çıkmaya başladığında.

Q. Kavrama refleksi nedir?

A. Taze annenin memelerini gören taze babanın reaksiyonudur.

Q. Bir anne emzirirken hamile kalabilir mi?

A. Evet ama, önce bebeği memeden ayırıp uykuya yatırırsanız işiniz daha
kolay olur.

Q. Atılan çocuk bezlerine ne oluyor?

A. Kimyasal bir savaş durumunda kullanılmak üzere Orta Batı’da bir siloda
toplanıyorlar.

Q. Kolik ağrıları nedir?

A. Taze anne-babaya doğum kontrolunu hatırlatan şey.

Bu yazıyı kim hazırladı bilmiyorum,ama okuyunca gülmekten kırıldım ve paylaşmak istedim. Kim yazdıysa tebrik ederim. Cevaplar muhteşem bir zeka ürünü, sorularsa sanırım bir sitenin sıkça sorulan sorular bölümünden alınmış ve gerçek, bazıları mantıklı sorular bazıları ise gerçekten garip sorular. Soruların gerçek olduğunu nereden mi düşünüyorum; bunların hepsini hatta daha fazla gariplerini bile cevaplıyoruz. Ama olsun dünyaya yeni bir canlı getirecek o muhteşem olayı yaşıyacak anne adaylarının bu heyecan ve meraklılıklarını anlayış ve zevkle karşılıyoruz.. Doğum yapmamışlar ve de biz erkekler içinse doğum mucizesi karşısında şaşkınlıkla bakarken, anlamaya çalışırken, merak ederken; bu sorular, bunu kendi vücudunda yaşayan anne adaylarının akıllarına neler gelebileceğini, anne adaylarının haklı olarak içinde bulundukları değişik ruh halini anlamamızı ve de ona göre onlarla daha rahat iletişim kurmamızı da sağlıyor.


Kötü alışkanlıkların tedavisinde hipnoz

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Psikolojik Sağlık

Kötü alışkanlıkların tedavisinde;

En yaygın kullanım alanları

-Tırnak yeme,
-Oburluk,
-Sigara bağımlılığında,
-Alkol Bağımlılığında,
-Çeşitli kazanılmış tiklerin tedavisinde

Hipnoz ile tırnak yemekten,aşırı oburluğa kadar bir çok kötü alışkanlıktan kurtulmak ta mümkündür. Devamlı üzüntülü bir karakter yapısı veya huysuz bir şahsiyet nedeni ile uyumsuz olma gibi arzu edilmeyen alışkanlıklar da hipnoz vasıtası ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Alışkanlıkların nasıl düzeltilebileceğinin genel prensiplerini, bu bölümün başında tartıştık. Burada tekrar stressin nasıl azaltılabileceğini gözden geçirmekte yarar vardır. Eğer daha stressli bir hayata doğru gidiyorsanız, bu stressli hayat sizi tüketecektir. Zihninizdeki olumlu düşünceleri silecek , onun yerine olumsuz düşünceleri zihne hakim kılarak, olumlu davranış kalıplarınızı tahrip edecek. Özellikle kendinizi sıkıntı içerisinde hissettiğiniz zaman, aşina olduğumuz savunma mekanizması en rahat bir şekilde duruyormuş gibi görünmektir. Bu davranış modeli hatalıdır. Sonuçta,stresin sebeblerini ortadan kaldırmak yerine onlarla yaşamaya ve şahsiyetinizi onlar var olacak şekilde kilitlemeye başlarsınız.

Hipnoz işte bu anda devreye girerek, size yepyeni bir dünya ve yepyeni çıkış yolları gösterir. Stresten arınmış bir hayat tarzını nasıl kuracağınızı öğrendiniz.

1.OBURLUK

Oburluk, stressli ve gerilimli bir hayatın bireye verdiği hatalı yöneliminden kaynaklanmaktadır. Kişiliğimiz ve savunma mekanizmalarımız, yıllarca süren gelişim evrelerinde davranış kalıpları şeklinde oluşmaktadır. Bunları sihirli bir çubuk ile bir anda değiştirmek veya düzeltmek mümkün değildir. Fakat hipnoz bazı spesifik problemlerin tedavisinde veya çözümünde bize yardımcı olabilir.Mesela oburluğu, tetikleyici bir özelliği olan stressin kontrol altına alınması mümkündür. Şişmanlıktan zayıflığa doğru olarak vücut görünümünüzü değiştirebilirsiniz. Yakışıklı veya güzel bir görünüme bürünebilirsiniz. Kendi kendinize saygınızı yitirmemeniz ve arzuladığınız kişiliğe kavuşabilmeniz için, yemek alışkanlıklarınızı değiştirebilecek iç güçleri harekete geçirebilirsiniz. Bu durumda yeme dürtüsü sadece gerçekten aç olduğunuz dönemlerde sizi uyarır. Sonuçta hipnoz aracılığı ile sizi aşırı yemeye iten eğilimlerinizi bilinç altındaki gerçek nedenlerini ortaya çıkararak, sizin boşalmanızı ve rahatlamanızı sağlar.
Aşırı yeme probleminin tedavisinde şumullü bir program uygulanır. Hipnoz ise bu şumullü programın esas kısmını oluşturmaktadır. Bu programın ihtiva ettiği ana özellikler şunlardır:

1. Düzenli kültür fizik programları,
2. Yemek alışkanlıklarının bir takvime bağlanması,
3. Yemek seçimi, yemek hazırlama ve yemek tüketimi ile ilgili aktivite ve alışkanlıkları ihtiva etmeyen diğer şeylerle uğraşmak.

Oburluğun kontrolünde tedavi edici bir yol olarak hipnotik tedavi başarılı sonuçlara ulaşmıştır. Hipnoz yöntemini kullanmak suretiyle fazla kilolardan kurtulmanın mümkün olduğudur.

2. SiGARA

Sigara içmek genellikle , oburluk alışkanlığından daha kolay bir şekilde üzerinden gelinebilecek bir problemdir. Biz yaşamımızı devam ettirmek için yeriz. Yeme alışkanlıklarının ekserisi çocukluk döneminde edindiğimiz alışkanlıklara bağlıdır. Sigara içme ise diğer bir alışkanlığımızdır. Ancak yaşamımızın devamı için sigara içmek şart değildir. Bu nedenle daha kolay bir şekilde bu alışkanlıktan vazgeçebiliriz.

Çalışmalar göstermiştir ki; Hipnozu kullanarak sigara alışkanlığından vazgeçmek kolayca ve süratli bir şekilde mümkün olmaktadır. Ancak kötü alışkanlığın tekrar gelmemesi için, düzenli olarak, otohipnoz ve gevşeme tekniklerini uygulamanız gerekmektedir.

Otohipnoz esnasında bireyler; soluklarının hoş kokusunu , havanın temizliğini sigaradan önce hissettikleri duygularını tekrar keşfettiler. Bu kişiler zihinsel güçlerini faaliyete geçirerek, sigaradan uzaklaştıklarında oluşacak tüm olumlu şeyleri hissetmeye çalıştılar.

Oburluğun tedavisinde hipnoz toplu bir programın sadece bir parçası idi. Pratik hipnoz çalışmalarına ilaveten, tiryaki asla sigara içmeyeceği yerleri de kafasında canlandırdı. Mesela yatakta,araba kullanırken, telefona cevap verirken,kahve içerken kısacası sigara içmenin arzulanacağı tüm durum ve yerlerde sigara içmemeyi kafasından geçirdi. Tiryakilere, sigara içmeyi arzuladıkları zaman; sigarayı yakmadan önce en az on dakika beklemeleri tavsiye edildi. Bu süre içerisinde sigara içmemeye bağlı, oluşacak tüm olumlu hisleri ve düşünceleri zihninde canlandırması istendi. İşte tüm bu düşünceler esnasında, bilinç altını ve zihnini aktive ederek sigara ihtiyacını doğuran nedenlerin yerine daha sağlıklı ihtiyaçları koyarak gidermenin yollarını bulmalıdır.

3. ALKOL

Hipnoz, alkol tedavisinde de başarılı bir yöntem olarak kullanılmıştır. Los Angeles’te 8. cadde üzerinde hipnoz vasıtasıyle alkolikler tedaviye çalışılmaktadır. Dünyanın bu konuda çalışan belli başlı alkolik tedavi merkezleri de hipnozu kullanmaktadırlar. Topeca ve Kansas’daki klinikler bunlara örnektir. Bu merkezlerde hastalara yeni bir otoimaj verilerek, şahsiyetleri yeniden şekillendirilmektedir. Alkol almadan hayatın nasıl hoş olacağı ve hayattan zevk almanın diğer yönleri otohipnoz teknikleri ile gösterilmektedir.

Konu ile ilgili olarak çeşitli kontrol grupları ile çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri Wihter Veterans Administration Hospital’indeki çalışmadır. Burada alkol tedavisinde uygulanan 4 yöntem karşılıklı test edilmiştir. Bu yöntemlerden biri de hipnoterapidir. Sonuçlara bakıldığında hipnoterapinin alkol tedavisinde diğer yöntemlere göre % 12 oranında üstünlük gösterdiği tesbit edilmiştir.

İngilizlerin yaptığı bir çalışmada; alkol alımının kontrol edilebilmesi için yapılan çalışmalarda en önemli hususun zihinsel gücün olumlu telkinlere kanalize edilmesi olduğudur. Bu da hipnoterapi ile çok iyi bir şekilde başarılabilmektedir. Burada öyle telkinler veriliyordu ki; hep olumlu zihinsel imajları uyarılıyordu. ” Alkolsüz yapılan her hareket kıymetli ve değerlidir… Rahat ve huzurlu geçen hergünü tam yaşa…Sağlıklı geçirdiğin her gün diğer insanlar içinde onlara bir armağandır…”

Alkolikler incelendiğinde çoğunun spesifik problemler nedeni ile içmeye eğilim gösterdiğini tesbit ederiz. Problemler genellikle ailelerinden, işlerinden veya etrafındakilerden kaynaklanmaktadır. Onlar inkar etse bile ,sıkıntı ve gerginlikler içmeyi tetiklemektedir. Hipnoz işte bu gerilimli insanlara yardım etmede çok yararlı bir yöntemdir. Onların hayatını daha olumlu ve pozitif düşüncelere yönlendirerek hayattan zevk almalarını sağlamak hipnoz ile mümkündür.

Devam edecek

sağlıklı insan = mutluinsan


Hipnoz Nedir?

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Psikolojik Sağlık

Hipnoz Nedir? Hipnoz, çevresel ve de düşüncesel diğer uyaranlardan kısa bir süreliğine uzaklaşarak telkin alabilme düzeyine erişmektir.

Hipnoz tıbbın her alanında tedavi, tedaviye destek, tedavi öncesi ve sonrasında hastanın hazırlanması ve tedavinin devamlılığının sağlanması aşamalarında her hangi bir yan etki olmaksızın kullanılan bilimsel bir yöntemdir.

Son çeyrek yüzyılda psikolojik ve psikosomatik sorunların giderilmesinde geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda tıbbi hipnoz güvenle, kolayca uygulanabilen bir method olarak her geçen gün daha çok hekim tarafından tercih edilmektedir.

Basitçe tıbbi hipnozu tanımlarsak;

Bir gün telefon çalar ve bir arkadaşınız size ;

-yarın bir sınavı olduğunu ve korktuğunu söyleyebilir,

-erkek arkadaşından ayrıldığını ve üzüldüğünü

-bir toplantısı olduğunu ve kalabalığın önünde konuşmaktan çekindiğini ve bu gibi şeyler söyleyebilir.

Sizde ona korkmamasını sınavı veremezse bile hayatında çok bir şeyin değişmeyeceğini,daha önce benzer sınavlara girdiğini ve başardığını, konuları bildiğini ve ona güvendiğinizi, sonucun iyi olacağına inandığınızı yarın sınavdan sonrada iyi haberlerini beklediğinizi ,

Veya ona; erkek arkadaşından ayrılmasının bu kadar üzücü olmaması gerektiğini zaten iyi anlaşamadıklarını, ayrılmayı kendisinin istediğini, kendi verdiği bir karara bu kadar üzülmesinin bir anlamı olmadığını, daha evvel hayatında o kişi olmadan da yaşayabildiğini, dilerse de tekrar beraber olabileceklerini,

Veya ona; toplantıda sadece raporları okuyacağını, hem bunun yazılı bir metinden olacağını veya çok iyi bildiği bir konu olduğunu, oradaki kişilerin de insan olduğunu ve zaten hata yapmayacağını, hata yapacak bir şey bulunmadığını, daha evvel de bu tip konuşmalar yaptığını ve de başarılı olduğunu,yarın toplantıda da başaracağına inandığınızı söylersiniz.

Ona o an göremediği olumlu yönleri gösterir, güç ve güven verir kaygı ve endişelerini yok edersiniz.

İşte çok basitçe tanımlarsak hipnoz bunun daha bilimsel ve de insanı hem bedensel hem de psikolojik özellikleri ile tanıyan hekimin uygun koşullar sağlanarak kişiye daha uygun olarak uygulanmasıdır.

Gene basitçe hipnoz; o kişinin etrafına bir fanus koyarak o an için çevre koşullarından (kapı zili, akşamki yemek, arkadaşına yardım sözü, ev arama problemi ve binlercesi gibi) etkilenmemesini sağlayıp çözümlenmesi gereken konuya odaklanmasını sağlayıp ,ona gerekli aydınlatıcı ve yol gösterici bilgilerin verilmesi olarak tanımlanabilir.

Hipnozun Tarihçesi:

Resim: Rüyalar tanrısı Morfeus’un babası Hypnos’un heykeli

HİPNOZ (Hypnos) kelimesi mitolojiden gelmektedir.
Bu ismi ilk olarak İngiliz Dr.Braid kullanmıştır.
Transa giren kişinin dışarıdan görüntüsünü “uyku hali”ne benzettiğinden buna hypnosis=HİPNOZ adını vermiştir.

Yunan mitolojisine göre Hypnose,Nyks(gece)’in oğludur.Morfeus (rüyalar tanrısı) ise Hypnose’un 3000 çocuğundan biridir.
Hypnos da uyku ve düş tanrılarının tümü gibi kanatlıdır.

Hypnos,mitolojide yorgun insanların anılarına sihirli değneği ile değmek, karanlık kanatları ile yelpazelemek ya da bir boynuzdan, kişilerin üzerine uyku verici bir madde dökmek suretiyle onlara uyku verir

Hypnos: mitolojide uykunun kişileştirilmiş şekli. Gece ile Astreusun oğlu ve Thanatos*un ikiz kardeşi. Çoğu zaman kanatlı bir varlık olarak tasvir edilir. Karaları ve denizleri hızla aşar ve canlıları uyutur. Efsaneye göre Endymion’a aşık olan Hypnos ona gözleri açık uyuyabilme yeteneğini vermişti, çünkü sürekli olarak sevgilisinin gözlerine bakmak istiyordu

Hipnozu ilk kez Avusturyalı hekim Franz Anton Mesmer (1734 - 1815) kullanmıştır.

Bilimsel hipnozun başlangıcı olarak Mesmer’in “Yıldızların İnsan Vücudu Üzerindeki Etkileri” adlı tezinin tarihi olan 1765 senesi kabul edilir.
Mesmer Viyana’da başarılı olamayınca 1778′de Paris’de bir klinik açarak çeşitli hastalıkları tedaviye başlamıştır.

Mesmer hipnoz sayesinde histerik kökenli bir çok hastalığı tedavi etmesine rağmen meslektaşları tarafından “şarlatan” ilan edilerek Paris’i terk etmeye zorlanmıştır.

19. yüzyıl sonunda Liebault ve Bernheim adlı iki hekim Nancy’de histeri ve hipnoz arasındaki ilişkileri inceleyerek histerinin hipnoz altında telkinle ortadan kaldırılabileceğini bulmuşlardır.
Bu görüşleri paylaşan hekimler Fransa’da Nancy ekolü olarak anıldılar.

1880 yılında Fransız Nörolog Jean Martin Charcot da hipnozla ilgilendi ve çalışmaları sayesinde hipnozun normal bir psikolojik hadise olduğu anlaşıldı.
Hipnoz modern tıbbi anlamda ilk kez Jean M. Charcot tarafından 1882 ‘de Fransız Bilimler Akademisinde yaptığı bilimsel bir sunum ile dünyaya tanıtılmıştır.
Onun öğrencisi olan Pierre Janet ise, hipnoz ile çoğul kişilik vakalarının tedavisindeki başarısı ile psikiyatri dünyasına adını altın harflerle yazdırmıştır.

Bugünkü psikoanaliz ve psikoterapi alanlarındaki büyük değişimlere neden olacak büyük buluşma Sigmund Freud’un Charcot ile tanışması ile başladı.
Sigmund Freud

1886 yılına kadar Charcot ile çalışan Freud Viyana’ya döndü ve 1887 yılına kadar hipnoz ve histeri üzerine yaptığı çalışmalar sayesinde psikoanalizin temellerini attı. Tüm bu çalışmaların bir teoriye dönüşmesi Freud’un çalışma arkadaşı Joseph Breuer sayesinde oldu.
Hastalar hipnoz altında iken sorulara açık yanıtlar veriyor ve uyandıklarında rahatlıyorlardı. Arıtma anlamına gelen bu yönteme tıpta “katharsis” (catharsis) denmiştir.

Hipnozun dereceleri nelerdir?
Hafif Trans: Hipnozun başlangıcında görülür. Hafif bir gevşeme, hafif bir sersemlik halidir. Deneğin gözleri kapandığı halde göz kapaklarında titremeler olur. Deneğin zihinsel faaliyetlerinde zayıflama, kol ve bacaklarda ağırlaşma, fizyolojik faaliyetlerde yavaşlama görülür. Bütün bunlara rağmen deneğin bilinci yerindedir.

Orta Trans: Orta trans safhasında hipnoz hali açık-seçik biçimde görülür. Denek, hipnotizörün sesine tam olarak şartlanır. Duygular hipnozun bu safhasında kesinlik kazanır.

Tam ve derin transta, trans hali bozulmaksızın deneğin gözleri açtırılabilir. Deneğin gözleri açık olmasına rağmen, donuktur. Çevresindeki gürültülerin hiçbirini duymaz. Kendisine hipnotizörün verdiği şekli aynen, bozmadan korur. Deneğin gözlerinin bakışı sabittir. Tam uyuşukluk hali tüm vücuda yayılmıştır. Bu safhada denek üzerinde çeşitli testler rahatlıkla yapılabilir.

Değişik Hipnoz Çeşitleri

Kişisel hipnoz: Bir kişinin hipnoz edilmesidir.
Grup hipnozu: Birden çok kişinin aynı anda birlikte hipnotize edilmesidir.
Kollektif hipnoz: Kalabalık sayılabilecek insan grubunun topluca hipnoz edilmesidir. Grup hipnozundan farkı, hipnotize olan insanların sayıca farklı oluşudur.
Sosyal hipnoz: Genel olarak toplum baskısı ve kontrolü sonucu ortaya çıkar. Bireylerin toplu olarak uyumlu davranış göstermeleri sosyal hipnozun en belirgin yanıdır. Sosyal hipnozda hipnotizör rolünü toplum liderleri üstlenirler.
Otohipnoz: Kişinin bir başkasına ihtiyaç duymaksızın kendi kendini hipnotize etmesidir.
Yol hipnozu: Özellikle uzun ve düz yolda otomobil kullanan sürücülerin yol hipnozuna girdikleri bilinir. Aşırı yorgunluk, uykusuzluk, sessizlik, trafiğin serbest ve rahat oluşu yol hipnozunun meydana gelmesini kolaylaştırır.

Uyanıkken hipnoz: Hipnozlu kişi, gözleri açık olarak uyuması telkin edilmişse, gözleri açık bir şekilde uyuyabilir.
Sürekli hipnoz: Denek önce derin transa sokulur ve sonra da telkin yapılarak, bu durumun uzun süre sürdürülmesi sağlanır.

Kimler hipnotize olabilir?

Yalnızca gerçek anlamda hipnoz olmak isteyenlerin yaklaşık olarak bu %80′i belirli bir ölçüde hipnotize olabilirler.
Bu bireyin telkin alma derecesine bağlıdır.
İnsanların yaklaşık % 25′i derin hipnoza girebilir.
Zeki ve hayalgücü zengin olanlar çok iyi hipnotize olurlar.
Aydınlar, disipline alışkın kişiler, askerler, hemşireler, sporcular, ilkokul ve lise çağındaki öğrenciler kolaylıkla hipnotize edilebilirler.

Kimler hipnoz olamaz?

5 yaşından küçük olan çocuklarla, 70 yaşın üzerindeki büyüklerin hipnoz olması zordur. Zihinsel herhangi bir rahatsızlığı olan kişiler, zeka seviyesi (IQ’su) düşük kişiler, bunaklar, konsantrasyon zorluğu yaşayan kimseler, hipnoz olmak istemeyen, korkan, oto kontrolü elden bırakmak istemeyen kişiler de hipnoz olamazlar.

Hipnozla ilgili yanlış bilinenler:

-Hipnoz sırasında normal zamanda size yanlış gelen,söylemek istemediğiniz size zarar verebileceğini düşündüğünüz veya yapmadığınız istemediğiniz hiç bir şeyi yapmazsınız.
-Hipnoz bir uyku olmadığı için uyuyupta uyanmamak gibi bir şey yoktur.

Tıpta hipnozun kullanım şekilleri;

-Semptom(belirti- bulgu-problem)bastırmada,
-Semptom değiştirmede,
-Semptom gidermede,
-İkna etmede,
-Telkin etmede,
-Motive etmede,
-Özgüven eğitiminde.
-Relaksasyon(gevşeme) eğitiminde,
-İmajinasyon(hayal kurma)da,
-veya yapılan tıbbi tedaviye destek olarak kullanılabilinir.

Hekim olarak
Hipnozu her şekilde ve alanda ne yaptığınızı bilerek ve de hastaya zarar vermemek kaydı ile uygulayabilirsiniz

Hipnoz bir bistüri (neşter) gibidir.
İyi bir cerrah iseniz ;
bistüriyi nerede,
ne zaman,
hangi bistüriyi hangi dokuda
kullanacağınızı bilir,
hastanın problemlerini tedavi edersiniz

Hipnoz nerelerde kullanılır?

Tıpta:
-Cinsel problemlerde,
-Psikiyatride,
-Kadın Hastalıkları ve doğumda,
-Ağrı tedavisinde (algoloji),
-Anestezide,
-Cerrahida,
-Diş hekimliğinde,
-Hormonal problemlerin bazılarında,
-Kötü alışkanlıkların tedavisinde,
-Çocuk Hastalıklarında kullanılır.

Diğer alanlarda;

-Eğitimde,
-Sporda,
-Sanatta,
-Endüstride,
-Askeri alanda,
-Adli tıpta,

Tıpta uygulama alanları;

Cinsel Problemler de hipnozun kullanımı;

Normal cinsel işlev: Kişinin istediği biçimde sosyal çevreye rahatsızlık vermeden cinsel ilişkide bulunmasıdır.

Cinsel problemler üç şekilde bulunabilinir.

-Bedensel
-Psikolojik
-Bedensel+Psikolojik ( Bedensel problemlere eşlik eden veya onların yarattığı psikolojik problemlerdir )

Hastaya yaklaşımda ve tedavide en önemli adım problemin bedensel mi psikolojik mi olduğunun kesin teşhisidir.

Kesin teşhis yapıldıktan sonra hastaya tedavi için yaklaşılabilir. İlgili testlerle sorun fizyolojik çıkarsa ilgili branşlarca tedavi edilir.

Psikolojik vakalarda fizyolojik bir neden olmadığını gösteren testler kişiye psikolojik açıdan da bir miktar iyileşme sağlar.

Cinsel problemler cinselliğin evrelerini hepsinde veya bazı bölümlerinde yaşanabileceği gibi ilişki sonrası kendini kötü, suçlu, pis hissetme gibi şekillerde de ortaya çıkabilir.

Yetersizlik (penis boyu, erken boşalma, vücudunu beğenmeme), kötü hissetme gibi hislerde zaman içerisinde kişiyi cinsellikten soğutur uzaklaştırır.

Bir başka problem ise; pedofili, fetişizm, zoofili gibi cinsel sapmalardır.

ÜLKEMİZDE EN ÇOK GÖRÜLEN ŞİKAYETLER

Kadında;

-İlk ilişki korkusu
-Cinsel isteksizlik
-Zevk alamama
-Orgazm olamama
-Cinsel ilişkiye girememe (Vajinismus)
-Ağrılı cinsel ilişki

Ve ilişki sonrası suçluluk hissidir.

Erkekte;

-Cinsel isteksizlik
-Erken boşalma
-Sertleşememe problemleri
-Yetersiz sertleşme - sertleşme kaybı
-Penis boyu sorunları olarak görülür.

Biz cinsel problemlerde hipnozu daha çok davranışsal öğrenmelerle ortaya çıkan yapıları komple düzeltme veya derin bir problem bir belirti olarak ortaya çıkmışsa bu problemi baskılama veya değiştirmeye çalışıyoruz.

Bedensel nedene bağlı olmayan cinsel problemlerin tedavisinde hipnoz uygun koşullar sağlanırsa yüzde yüze yakın başarı sağlamaktadır.


Oral Seks ve Sağlık ilişkisi

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Cinsel Sağlık

Oral Seks ve Sağlık ilişkisi Oral seks bir kişinin cinsel organlarıyla diğer kişinin ağzı arasındaki temasla olan ilişkidir.

Ağız ve cinsel organlar vücudun kolayca uyarılabilen erojenik bölgeleridir.Ve temas haline geçmeleri de kişilere zevk verir.Bütün memelilerde karşı cinslerin birbirlerini ağız yoluyla uyarması vardır denilebilinir. (mesela erkek köpeğin dişinin vajenini koklaması ve yalaması gibi,atlarda da erkeğin çiftleşmeden önce dişinin vajenini yalayarak dişiyi ilişkiye hazır hale getirdiği görülür )

Neden oral seks: - ağızın ve cinsel organların hassas erojen bölgeler olması, ve birbirlerine verdikleri uyarının ve zevkin yoğun olması bu buluşmayı kaçınılmaz yapmaktadır.

- En önemli avantajlarından bir tanesi de gebeliğe neden olmaması yüzünden çiftler tarafından rahatlıkla kullanılmaktadır.

- Bakireliğin önemli olduğu toplumlarda bu yolla bakirelik korunmuş olmaktadır.

- Erkek te veya kadın da kendi cinsel organını partnerinin ağzında görmekte bir haz yaratmaktadır.

Kadının erkek cinsel organını ağzıyla uyarması: Felliato; Latince fellare (emmek) fiilinden türemiştir. Erkek cinsel organlarını yalamak, emmek, öpmek anlamında kullanılır.
Erkeklerin tamamına yakını penislerinin emilmesinden ve bu şekilde boşalmaktan hoşlanırlar. Kadınların bir kısmı da partnerlerini bu şekilde uyarmaktan ve boşaltmaktan hoşlanır. Kadın erkeğini ağzıyla uyarırken genelde onun nasıl hoşlandığını sorar veya yaptığı hareketlere dikkat ederek hangilerinden daha fazla zevk aldığına dikkat ederek kendini yönlendirir. Aynı zamanda ellerini de penis etrafına sararak daha fazla uyarı sağlayabilir. Dikkat edilmesi gereken dişlerin penise acı veya zarar vermemesidir. Kadın partnerini bu şekilde boşaltabilir veya yeterli uyarı sağladıktan sonra cinsel ilişkinin başka biçimlere geçebilirler. Kadın isterse erkeğin spermlerini yutabilir, erkekler bundan inanılmaz psikolojik haz duyarlar, sperm yutmakla hamile kalınmaz. Normal koşullarda sağlıklı bir erkekte sperm hastalık taşımaz.

Kadında veya erkekte bulaşıcı bir hastalık varsa bu oral seks sırasında bulaşabilir.

Erkeğin kadın cinsel organını ağzıyla uyarması: Cunnilingus; Latince cunnus - vulva(kadın da vajen dudakları) ve lingere:yalamak anlamındadır.
Erkeğin kadın cinsel organlarını yalaması ve emmesi anlamında kullanılır .Kadının özellikle klitorisi öpmeye, yalamaya ve emmeye aşırı derecede duyarlıdır. Erkek kadının vajen girişini, vajen dudaklarını,klitorisi yalayarak onu uyarır, cinsel birleşmeye hazırlar veya bu şekilde boşaltabilir, veya ilişki öncesi birkaç kez bu şekilde boşaltarak daha sonra ilişkiye girebilirler. Cinsel ilişkide erkeğin kadın boşalmadan boşaldığı durumlarda kadını bu şekilde boşaltabilir. Ve erkek sertliğini kaybedip ilişkiye devam edemediği zamanlarda kadını bu şekilde rahatlatabilir.
Erkekte kadının nasıl hoşlandığını sorabilir ve ona göre yönlenebilir gene dikkat edilmesi gereken nokta dişlerin kadına zarar vermemesidir.
Vajene hava üflemek gibi şeylerde kadına ağrı veya acı verebilir. Uyarı sırasında kadının vajeninde ıslanma artmakta vajenden salgılanan sıvılar dışarı doğru gelmektedir, normalde bunlar zararsız ve mikrop taşımayan sıvılardır ve erkeğe yutması halinde dahi zarar vermeze (eğer bir enfeksiyon yoksa)
Oral seks öncesi kadını vajen daha temiz olsun diye vajen içinin sabunla yıkaması vajene zarar verebilir kayganlaşmayı zorlaştırır.
Normal yani akıntısı olmayan bir kadının kendine has bir vajen kokusu vardır, bu kokuya ”kasolet” adı verilir ve bu koku erkeklere çekici ve cinsel uyarıcı gelir, bazı kadınlarsa tam tersini düşünür, erkeğin bundan rahatsız olacağı fikrine kapılırlar, bu gereksiz ve yersiz bir endişedir. Yapılmaması gereken bir şeyde o kısımlara sprey sıkmak veya parfüm sürmektir, hem oranın yapısını bozar hem de erkeğe acı bir tat verir.
Vajene bir şey sokulmadan yapılan oral seks bakirelerde kızlık zarına zarar vermez.

Her aydaki gebe kadına da oral seks yapmanın ne bebeğe nede çiftlere zararı yoktur, eğer düşük veya heyecanın doktor tarafından yasaklandığı özel bir durum yoksa tabii ki.

Kişiler oral sekste birbirlerine daha fazla zevk veren pozisyonları bulup geliştirebilirler. Karşılıklı yapılan oral seks halk arasında 69 diye de adlandırılır, 6 rakamını çiftlerden biri kabul ederseniz onun üstünde ki baş aşağı diğeri ise 9 olur ve buradan da 69 deyimi gelmektedir. Oral sekste en önemlisi karşılıklı istekle ve zorlama olmadan yapılmasıdır.


Mastürbasyon

Written by admin on Şub 27th, 2008 | Filed under: Cinsel Sağlık

Mastürbasyon İnsanların yüzde doksanbeşi (%95′i) mastürbasyon yapar, peki kalan yüzde beşi (% 5′i) ne yapar?
Kalan % 5′i yalan söyler! Biraz yumuşatırsak bunu; yaptıkları şeyi mastürbasyon olarak kabul etmemeye çalışırlar, yada mastürbasyon yaptıklarını bilmezler. Cinsel organlarla ilgili haz verici her şey mastürbasyon sayılabilir, mesela bir kadının heyecanlanıp bacaklarını sıkıştırıp bırakması bile,ve mastürbasyonda illa orgazma ulaşmak gerekmez.

Mastürbasyon kelimesi latince ”masturbare=(elle bozmak )” fiilinden türemiştir.

Günümüzde kullanımı; kişinin (kadın veya erkek) kendi kendine cinsellik yaşaması veya cinsel doyuma ulaştırması için yaptığı eyleme denir. Daha modernize bir açıklama ile ; bir cinsel tepki üreten istemli kendi kendine uyarım olarak tanımlanabilir.

Mastürbasyon hayal gücünün veya fantezinin sonsuz kullanımı ile gerçekleşir,kişi bu sırada kendisini ve karşıdakini dilediği gibi düşünür ve sonsuz bir güce sahip olur, bu yüzden de hiç bir cinsel eylem bu sınırsızlıkta ve mükemmellikte gerçekleşmez. Bu da ilk cinsel eylemlerde bazen hayal kırıklığı yaratabilir. Ama hiç bir düşünce de tensel dokunmanın veya hissetmenin ve de sevginin yerini de tutamaz.

Mastürbasyon zararlımıdır ? Eğer kişinin sosyal yaşantısını, normal seksüel ilişkilerini bozacak düzeyde değil ise zararsızdır.

Kişi eğer bir seksüel partneri varsa o olmadığı zamanlarda mastürbasyon yapabilir ama bunun sayısı ve sıklığı partnerine olan arzusunu etkilemeyecek şekilde olmalıdır.

Eğer kişinin düzenli seks partneri yoksa veya hiç partneri yoksa, arzu ettiği sürece, hissettiği sıklıkta mastürbasyon yapabilir.

Mastürbasyonun kadında veya erkekte hiç bir fiziksel (bedensel) kötü tesiri yoktur ,aksine rahatlamayı ve gevşemeyi sağlar.
Ayıp değil bir gerekliliktir.
Toplumda söylenen diğer her şey tamamen uydurmadır;
-yok sivilce yapar,
-gözleriniz kör olur,
-boy uzamasını durdurur,
-ileride çocuğunuz olmaz,
-kızlarda adet düzenini bozar,
-erkeklerde ileride sertleşme sorunu yaratır,
-penis boyunun uzamasını durdurur gibi söylentiler ve bilgiler ve buna benzer her şey tamamen uydurmadır.

Dilediğiniz yer ve zamanda tabi ki başkalarının haklarına (kişisel veya kanuni) saygı duyarak, kimseye zarar vermeden mastürbasyon yapabilirsiniz. Bu sizin hakkınız ve bedensel özgürlüğünüzdür.

Özellikle bazı gençler mastürbasyon sonrası suçluluk duygusuna kapılırlar, bu yaptığınızdan suçluluk duymak anlamsız ve gereksiz bir duygudur, ayıp,yasak,kötü,size veya başkasına zarar vermeyen, yalnızca sizin bedeninizi ve hislerinizi ilgilendiren bir şeyden huzursuz olmanın gereği yoktur, bu bir ihtiyaçtır, bundan utanmayınız, suçluluk duymayınız.

Yalnız mastürbasyon sizin için kaçınılmaz bir olay, bir tutku haline gelmişse, normal cinsel ilişkiye tercih ediyorsanız, veya normal seksten partnerinizden zevk alamayıp mastürbasyona yöneliyorsanız bir cinsel tedavi merkezine baş vurup bu alışkanlığınızı veya tercihinizi değiştirmek için öneri ve tedavi almalısınız.

Mastürbasyon konusunu biraz yaşa ve cinsiyete göre ayırırsak;

Genç erkeklerde özellikle cinsel hayatı olmayan gençlerde, mastürbasyon neredeyse bir zorunluluk halindedir, bunun nedeni ise:

Sperm (meni - er suyu) üretimi devamlıdır ve hiç durmaz, üretilen spermler bir kesede toplanır ve boşaltılmaya hazır beklerler, arkadan da devamlı sperm üretimi olur ve bu keseye boşalır, bu kesenin bir hacmi, bir kapasitesi vardır, bu hacim dolunca cinsel istek artar, yoğunlaşır eğer ilişki veya boşalma gerçekleşmezse kasıklarda ağrı, aşırı cinsel istek başlar, bazen kese o kadar dolmuştur ki büyük tuvalet yaparken veya ıkınırken vücut içi basınç arttığından bu sırada penisten sperm akar veya idrar sonrasında sümüksü bir akıntı olarak penisten gelir (bu boşalma değildir ve zevk vermez sadece sperm akar). Eğer kişi boşalmaz veya ilişki kurmazsa belli bir süreden sonra ki bu süre kişiden kişiye değişir( 4 ila 15 gün), erkek uykuda boşalır ve keseyi boşaltarak arkadan gelen spermlere yol açar. Hamamcı olduk veya rüyacı olduk deyimi buradaki boşalmaya bağlı yıkanma gerekliliğinden gelmiştir. Erkeklerdeki cinsel arzu kontrolsüzlüğü de devamlı üretilen sperm ve onun boşaltılması isteği sonucu ve toplumsal öğretilerin yani tabuların erkeğe kuralsız cinsellik yaşamayı bir hak ve övünç kaynağı olarak hissettirmesi olup bayanların erkeklerde anlayamadıkları duygusuz cinsel istek bundan dolayıdır.

Erkeklerde uyarı ve doyuma ulaşma daha çok penisin etrafının kavranma hissinin tatmini ve özellikle penisin baş kısmında bulanan zevk hücresi diye isimlendirilen sinir uçlarının sürtünmeye ve karşıdan gelen basınca karşı taşıdıkları hislerden oluşur.

Erkekler genelde elleriyle cinsel organlarını okşayarak mastürbasyon yaparlar, bunun için elleri kuru olabilir, genelde kayganlaştırıcı bazı maddeler; tükürük, krem, sabun (sabunun penis içine kaçtığında acıya yol açacağı unutulmamalıdır) kullanılır. Gene erkekler mastürbasyon yaparken penislerini başka cisimlere sürerek de veya kavrama hareketini sağlayıcı bir takım boşluklara penislerini sokup çıkararak yaparlar. Veya sertleşmiş penise su tutarakta mastürbasyon gibi çeşitli yöntemlerde kullanırlar. Son zamanlarda ülkemizde de satılan yapay vajina benzeri araçlarda erotik malzeme satılan dükkanlarda bulunmakta ve kullanılmaktadır. Kısaca kişiye zevk veren her şey bu amaçla kullanılabilir.

Kadınlarda ise; bakire olanlar veya olmayanlar olarak değerlendirmeliyiz çünkü toplumumuzda bekaret hala önemli bir konu olarak kabul edilmektedir .

Kadınlarda mastürbasyon erkeklerdeki kadar fiziksel dokunma gerçekleşmeden düşünce bazında da gerçekleşebilir. Sadece göğüslerine dokunarak dahi mastürbasyon yapabilirler.

Fiziksel istek kasık bölgesine yayılan sıcaklık orada bir basınç hissinin duyulmasına ve klitorise dokunulmasının ihtiyacı ve vajen içinde doldurulması gerekli bir boşluk hissi ile ortaya çıkar. Vajende ki boşluk hissi daha önce cinsel ilişkiye girmemiş bayanlarda çok az veya yoktur.Cinsel ilişki yaşamış kadınlarda ise bu vücut tarafından tanınmıştır ve hissedilir.

Genelde ya klitoris (bızır) elle okşanır veya iki bacak açıp kapanarak sıkıştırılır veya kadına zevk verebilecek bir şeye sürtülür. Bakire olan kadınlar genelde bu şekilde mastürbasyon yaparlar. Ve bunun kızlık zarına hiç bir zararı yoktur.

Daha az olarak klitoris okşanırken vajen girişine parmakla baskı uygulanabilir veya vajen girişi veya küçük dudaklar okşanabilir. Bunun da kızlık zarına hiç bir zararı yoktur.

Ve bazı bayanlar kızlık zarı olmayanlar veya önemsemeyenler vajen içine parmak veya parmaklarını sokarlar veya içeriye doluluk hissi verebilecek herhangi bir şey (deodorant kutusu, salatalık, muz, kalem gibi) kullanırlar.Son zamanlarda ülkemizde de bulunan yapay penisler de veya titreşim sağlayan bazı seks oyuncakları da yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bazı bayanlar ise hem klitorise sürtünme veya baskı hem de vajen içine doluluk sağlayarak mastürbasyon yaparlar.

Duşta basınçlı suyun klitorise tutulması ile mastürbasyon ise bayağı yaygın bir yöntemdir, bu da kızlık zarına zarar vermez.

Anne ve babalara ve de herkese; cinsellik içgüdüsel bir duygu olup soyunu sürdürme, hayata ve kendinden sonraya bedeninden bir parça bırakma hissinin bir uzantısıdır. Yani frenlenemez,önlenemez ve yok edilemez. Belki baskılayabilir veya başka bir hisse veya uğraşa yönlendirebilirsiniz ama bunun sağlıksız sonuçları ve acısı daha sonra çok fazla olarak başka yerlerde ve konumlarda ortaya çıkmaktadır.Kuşumuzun, kedimizin veya köpeğimizin cinsel arzularını düşünüp dikkate aldığımız halde kendimizin ,yakınlarımızın veya çocuklarımızın bu tip ihtiyaçlarını görmemezlikten gelmeye veya anlamamaya çalışmak kendimizi kandırmaktır.

Özellikle cinsel yaşantıya sahip olamayan veya olamamış gençlerde bu istek frenlenemez. Bu yüzden gerekli olan mastürbasyon için onları yanlış bilgilendirip korkutmayınız.

Yaş ve kişinin sosyal konumu bu arzuyu yok etmez bu bir ihtiyaçtır.

Yalnız bebekler de de bazen mastürbasyon benzeri davranışlar görülebilir bu onları korkutmadan önlenebilir, anlayabilecek yaşta olanlar doğru yönlendirilip bilgilendirilmelidir. Bu konu ilerdeki yazılarımızda ele alınacaktır.

Peki çocuklarımıza nasıl davranalım;

ilk önce onlara bu konularda sağlıklı bilgiler verelim eğer sizde bilmiyor veya bu konuları konuşamıyorsanız çekinmeden destek alabileceğiniz yerlere baş vurabilirsiniz veya okuyup öğrenebilecekleri bazı bilgi kaynakları sağlayabilirsiniz. En önemli olan şey yanlış bilgi vermemektir. Ufak bir kızken annesi tarafından anal (arkadan-popodan - makat-rektum ) ilişkiye girmesin diye arkadan ilişki kuranlar kanser olur diye korkutulup yönlendiren bir hastamın kabız olursam da aynı etki olur kanser olurum ölürüm fikri ile yaşadığı ve hissettiklerini, bu yüzden yeme içme problemi yaşadığını, uzun süre psikiyatrik tedavi alıp halen de tam olarak iyileşemediğini ve de iyileşemeyeceğini düşünürseniz yanlış bilginin bir insanın hayatına, yaşantısına nasıl bir etki yaptığını anlarsınız.

Onları kendileri ile kalabilecekleri ruhları ve bedenlerini tanıyabilecekleri mekanlarda rahat bırakalım. Odasının kapısını kilitlemesine izin verin veya kapısını çalıp onun olurunu almadan odasına girmeyiniz. Kötü bir şey yapacaksa zaten yapar, sertlikle hiç bir şey engellenmez sadece inanarak doğruyu anlatın oda anlayacaktır. Veya banyoda gereğinden fazla kalırsa onu rahatsız etmeyiniz, orayı gerçekten kullanmaya ihtiyacınız olana kadar onu rahat bırakınız, bir insan banyoda ne yapabilir ki veya ne yapar sizce? En önemli şey ise onlar her ne kadar sizin bedeninizin bir parçası olsalar da onlarında bir ruhlarının olduğunu unutmamak, onların kişiliklerine saygı duymaktır.

sağlıklı insan = mutluinsan